top of page

Avrupa'da Altın "Karabiber"

Bugün Wolfgang Schivelbushch'un "Keyif Verici Maddelerin Tarihi" kitabını okudum. Kitap'tan öğrendiklerimi ve düşüncelerimi paylaşacağım. Bu notlarımı gelecek için kendime kalıcı bir anı olması ve kendi bilgilerimi pekiştirmek için paylaşıyorum. Her gün bir keyif verici madde paylaşacağım. İlk olarak baharatlardan başlayacağım.


Kitapta bahsedilen "keyif verici" uyarısı insan bedenine bir maddenin etkisi üzerine ele alınmış ve bu maddenin toplumsal düzeyde bir etki yaratmış olması benimsenerek seçilmiştir. Keyif verici ifadesi korkutucu olmasın burada bahsedilen baharat, çay, kahve, alkol ve tütün maddeleridir. Kitabın son kısmında sadece "afyon"'dan bahsedilmiştir.


Avrupa'yı anlatırken aslında ilk başta Avrupa'nın zihin yapısını ve buna bağlı yenilenen ve karmaşıklaşan yaşam tarzlarını da ele almak gerekiyor. Çünkü aslında baktığımız zaman bu tür yeni bir deneyim arayışı, Avrupa orta çağında bazı olayların bir araya zincir halinde oluşmasıyla oluşuyor. Hatta bu tek başına bir zincir değildir. Birbirine az bağımlı karmaşık halde birçok zincirin bir araya gelmesiyle oluşuyor diyebiliriz. Elbette her şey gibi bu arayış da bir çok ihtiyaçtan doğmuştur.


İlk olarak kitap, baharatın Avrupa orta çağının yaşam tarzındaki etkisini konu alıyor. Avrupa'da baharat olarak en çok tuz, karabiber tarçın ve hindistan cevizi kullanılıyordu. Orta çağ öncesi de kullanımları vardı elbette ancak baharatlar oldu olası her zaman çok değerlidir. Hatta tuz eski zamanlarda para olarak geçiyordu. Avrupa geleneğinde bazı simgesel kullanımları da vardı. Örneğin, yeni evlenen çiftlere tuz ikram edilirdi. Tuz'un yemeklere verdiği tat gibi, evliliğinde onların hayatlarına bir tat vermesi temennisiyle yapılırdı.


Aslında kitapta bahsedilmek istenen baharat'ın Avrupa kültüründe aşırı kullanımının bir kültüre dönüşmüş olmasıdır. Karabiber baharatlar arasında tuzdan daha değerlidir. O kadar değerlidir ki nakitin olmadığı ya da kullanılmak istenilmediği durumlarda altın kadar değerli bir şekilde ticarette kullanılıyordu. Hatta karabiber gelecek nesile servet olarak da bırakılıyordu. İnsanlar birbirlerine değerli eşya olarak baharat hediye ediyorlardı. Baharat bir statü göstergesiydi ve bu yüzden ticarette lüks mal olarak değer görürdü. Bir evde ne kadar çok ve farklı baharat varsa, o ev ahalisi o kadar yüksek statüye sahipti. Bir yemek davetinde baharatlar altın-gümüş tepsilerde ve kaplarda gelir. İnsanlar yemeklerinde o kadar çok baharat kullanırlardı ki, baharatın tadından asıl yemeğin tadını almak zorlaşırdı. Aslında bunun sebebinin yemeğin bozulmuş veya kötü olması değil baharat'ın erişilmesi güç bir şey olması sebebiyle statü malzemesi haline gelmesi ile insanların baharat deneyimini iliklerine kadar hissederek kendi öz tanımlarında bir statü sahibiymiş gibi hissetmelerini sağlıyordu. Baharat o kadar değerliydi ki, İngiliz kralı I. Pickard'ı ziyaret eden İskoç kralına her gün boyunca 1 kilo karabiber ve 2 kilo tarçın hediye edilmiştir.


Batıya gelen değerli mallar doğudan gelmekteydi. O yüzden doğu batı tarafından egzotik duyguların kaynağı olarak görülmekte ve "cennet" olarak tasvir edilmektedir. Baharat, kaynağı Hindistandan, Arabistan'a oradan da Mısır'a geliyordu. Avrupa, baharatı Venedikliler aracılığıyla bu rotadan tedarik ediyordu. Hatta Venediklerinin bu kadar zengin olmasının sebebi de aslında karabiber ticaretidir. Mesafenin çok fazla olması sebebiyle ticaret gemilerine olan saldırılar yüzünden istenilen kadar baharat Avrupa'ya ulaşamıyordu. Baharat Avrupa'da azalmaya başlamıştı. Bunun kendi içinde sebepleri vardı elbette. Ancak asıl sebep, Avrupa'da doyumsuz bir şekilde artan baharat talebine karşın, Mısırdaki Memlükler ve Osmanlı'nın yüksek vergiler koyması ve artık karabiber ticaretinin, o rotadan artık karlı olmamasıdır. Vasco De Gama'nın Hindistan'a gidip karabiber ticaretinde yeni bir rota bulmak için çıktığı sefer, Amerika'yı keşfederek Avrupa'nın yeni yerler keşfetme arzusunun doğmasına sebep olmuştur. Bu keşif ile artık Avrupa denizciliği çok gelişmiştir. Venediklilerin kullandığı Hindistan rotası yerine artık farklı bir rota kullanılmakta ve Avrupa'nın akıl almaz baharat talebi karşılanmaktadır. 17.yy'ın sonlarına doğru baharat talebinin çok üzerine çıkan baharat ticaretiyle, baharat deneyiminin toplumun her kesimine yayılması ve artık normalleşen bir tat olması sebebiyle baharat statü göstergesi olmaktan çıkmıştır. Baharat artık normal bir tat olarak yemeklerde kullanılmaya başlanmıştır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Doğa mı, Çevre mi?

Deneyim. Evrende bulunan her "tane" etkileşime girdiği diğer tanelerden gördüğü etki ile "hayat" denilen yolculuğunu yaşar. Bu taneler birleşerek yeni maddeler hatta maddenin yapı taşı olan atomları o

 
 
 
27.10.2025

En huzurlusu karanlıkta yürümek, kimse görmeden kimse fark etmeden kimseyle çarpışmadan karanlığın içinde karanlığın kendisine bürünmek. En çok kendin olduğun an. O kişiyle yalnız kaldığın yüzleştiğin

 
 
 

Yorumlar


bottom of page